Altı ay önce 21 kilometre bana imkânsız gibi geliyordu. Sonra bir pazar sabahı Roma’nın taş sokaklarında, hiç tanımadığım binlerce insanla aynı hedefe koşarken buldum kendimi. Bu, kendime olan inancımı yeniden bulduğum yarışın hikâyesi.

01Bu serüven nasıl başladı?

Her şey, zaten koşucu olan arkadaşlarımın "Roma'da yarı maraton koşalım mı?" sorusuyla başladı. Hazırlığa yarıştan sadece 6 ay önce başladım. Zaten yaptığım antrenmanlara koşuyu ekledim, sırasıyla 5K, 10K ve 15K'yı geride bıraktım. Küçük bir detay: O güne kadar hayatımda hiç 21 kilometre koşmamıştım.

Pace hedefim yoktu, sadece kafamda geçmek istemediğim bir süre vardı. Asıl plan belliydi: Roma'yı koşarak gezmek.

02Karbonhidrat yüklemesi, İtalyan usulü

Yarıştan iki gün önce Roma'ya indim. Koşucuların altın kuralı "yarış öncesi karbonhidrat yükle" der. Pizza ve makarna ülkesinde bir kurala uymak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Kalan zamanda Trevi, İspanyol Merdivenleri, Pantheon... Ama yavaş yavaş, bacakları yormadan.

03Yarış günü: Güzergah adeta bir açık hava müzesi

18 Ekim pazar sabahı Roma henüz yeni uyanıyordu. Her koşucunun kapısı ve start saati önceden belirlenmişti; binlerce kişi kendi kapısında, kendi start anını bekliyordu. Benim yerim B kapısıydı. Hoparlörlerden yükselen müzik, ısınmaya çalışan koşucular, yol kenarında şimdiden tezahürata başlamış seyirciler... Tüylerimin diken diken olması için start sinyaline bile gerek yoktu.

Start verildikten birkaç dakika sonra kendimi Circus Maximus'un yanından koşarken buldum. Oradan Tiber kıyısına indik; nehir boyunca ilerlerken Castel Sant'Angelo yavaş yavaş belirdi. Via della Conciliazione'ye döndüğümüz an ise başka bir andı: Tam karşımızda, bütün heybetiyle San Pietro'nun kubbesi duruyordu. Daha onu sindiremeden Piazza del Popolo'dan geçtik, İspanyol Merdivenleri'nin önünden süzüldük ve bembeyaz Vittoriano karşımıza dikildi. Koşu, bitmek bilmeyen bir tarih ve görsel şölenin içinde ilerledi; ben de koşmakla etrafı izlemek arasında gidip geldim.

Her 5 kilometrede bir yeni bir sürpriz bekliyordu. Bir köşeyi döndüğünde karşına DJ performansı ve onun etrafında toplanmış, dans eden, alkışlayan bir kalabalık çıkıyordu. Hiç tanımadıkları binlerce koşucuya el sallıyor, tezahürat ediyor, destek oluyorlardı. Bacakların yorulmaya başladığı anda tam zamanında gelen bu enerji, açıkçası çok tatlıydı. Bir ara yanımdan togasıyla bir Sezar geçti. Evet, Roma'dasın.

04Finiş: Kolezyum

Ve bitiş çizgisi... Kolezyum. Gladyatörlerin arenasında ben de kendi savaşımı kazandım. Gelelim rakamlara: 21,1 kilometre, 2 saat 37 dakika. Fotoğraf molaları dahil, pişmanlık hariç.

05Organizasyon: İsviçre saati gibi

Binlerce koşucunun olduğu bir yarışta biraz kaos beklerdim. Hiç olmadı. Daha numaramı alırken her şeyin önceden düşünüldüğünü anladım. Eataly'de kurulan kit alanı resmen bir festival gibiydi: numara, çipli kart, tişört, oyun alanları ve binlerce ismin yazılı olduğu o dev duvar. Duvarda kendi adımı bulduğumda tuhaf şekilde profesyonel hissettim.

Göğüs numaramda kapım, hatta emanete bıraktığım çantanın gideceği kamyonun numarası bile yazıyordu. Dijital rehberde her grubun start saati ve pace grupları tek tek listelenmişti. Yarış sabahı binlerce kişi kendi kapısından, kendi saatinde, hiç sıkışmadan yola çıktı. İlk yarışım için daha iyisini isteyemezdim.

06Gitmeden önce bilmen gereken 5 şey

  • Kaydı erken yap. Ben 8 ay önceden, 60 euroya kaydoldum.
  • Uçak ve oteli son dakikaya bırakma. Ben bıraktım, pişman oldum. En az 2 ay önceden ayarla.
  • Start noktasına yakın kal. Yarış sabahı ulaşımla uğraşmak istemezsin.
  • Start ve finişi bir gün önceden gez. Yarış günü kaybolmak yok.
  • Kapılar açılmadan orada ol. O bekleyiş anı yarışın kendisi kadar güzel.

07Sırada hangi şehir?

6-7 ay önce hayalini bile kuramayacağım bir şeyi yaptım. Hiç görmediğim bir şehirde, hiç tanımadığım binlerce insanla koştum. En çok da kendime olan inancım yenilendi.

Artık mottom belli: Her yeni şehir, yeni bir yarış. Peki sence sıradaki hangisi olsun?

HİKÂYE DEVAM EDİYOR.

Yeni hikâyeler, haftalık keşifler, biraz Hipinup.

HİKÂYE BİTTİ.
Merak devam.
Cemre Bektaş
Cemre Bektaş

Hayatın içinden, kültürün peşinden.

Tüm yazıları